• address
    Tel : 0 552 756 93 16
  • email
    E-Posta : bilgi@kozakadin.com
  • call
    Adres : Konak M. Seçkin S. No:23/1 Nilüfer Bursa

BİR KADIN

“Güçlü bakışların var” dedi adam. “Güçlü bir duruşun…  Aslında beni en çok etkileyen yüreğin oldu. Dedim ki bu kadın sevdi mi tam sever. Sadık olur sevdiğine, elini bir tuttu mu bir daha bırakmaz. Bütün olumsuzluklara göğüs gerer dağlar gibi. Bu kadın çok deneyimli, güzel sevişir. Sarar sarmalar beni anam gibi.”

“İlk duyduklarıyla gözleri parlayan kadının bakışları yavaş yavaş söndü. Sönen, söndürülen hayatı gibi söndü gözleri.

“Kader mi lan bu! Hepiniz mi aynısınız, dinine yandığım.

Gerçeğe dönmesi uzun sürmedi bunları hatırladığı yataktan kalkarken. Çok keyifli başlamışlardı güne. Kahvaltı bitene kadar her şey yolunda gitmişti. Annesi, “bakım parası alıyor musun sen” dedi. Hayır, almıyorum annem dedi kadın. İkimizin de maaşı ve kiramız var. “Beni buraya kapattılar” dedi annesi. “Bakımevine”. Kadının gözleri biraz daha söndü. Yıllarca süren bu konuşmalara sayaçta bir gün daha ekleniyordu işte. Karanlıkta yol bulmaya çalışan annesine sil baştan anlatıyordu yine. Ne yapsın kadın, beynin eriyen bölümleri geri gelmez ki. Bu ne acayip, ne yaman bir çelişkidir ki; dinleyen dinlediğine yabancı, anlatan anlattığına yılgın. Biter mi bu diye sordu kadın kendine. Gider mi gitmesi gereken zamanında ve yerine.

“Bak annem eşyalar bizim. Fotoğraflar, kıyafetlerimiz, mutfak eşyalarımız, anılarımız, sevdiklerimiz, sevmediklerimiz. Hatta sen sensin ben de benim. Bak fotoğraflara çocukların, damatların, gelinin, torunların. Sen büyüttün hepsini. Yüreğine hapsedip zamanında anlatamadığın, hatta düşünmeye bile utandığın bütün duyguları tükürürcesine, inadına döne döne anlattığın bütün olumsuzlarla büyüttün.

“Bak biz bunları ne güzel biliyoruz. Ama biliyor musun artık en çok ben biliyorum. Öyle yüklendim ki sanki bütün çocuklarını ben doğurdum, ben büyüttüm. Anlattım annem sana, yıllarca tek başıma nelerin üstesinden geldiğimi, gelemediklerimi, açlığımı, tokluğumu anlattım. Susturamadım beynimdeki çığlıkları. Çığlıklarım senin çığlıklarına karıştı. Ortalık yangın yeri sessiz sedasız…

Sen cevaplarını bir kez daha tam anlamıyla almış demanslı yaşlı bir anneydin, bense çığlıklarını özgür beynine hapsetmiş, bir kez daha iğnelerini, çuvaldızını kendine batırmış bir kadın…

Sesi öyle sıcacık ve coşkulu çıkmıyor tabii ki eskisi gibi.

Kadın tam inandı ohh derken; “Tamam, inandım ben sana” dedi. “Doğru söylüyorsun.” Aradan on dakika geçti geçmedi; “beni tıktılar buraya” dedi. “Senin anneni arayalım böyle bir evlat yetiştirdiği için…”

Duymazdan geldi kadın, mutfağa kaçtı. Ben de tıkıldım diyemedi kadın. İkimiz de tıkıldık bu cendereye.

Anasının jandarması olarak beş dakika gözünün önünden ayırmadan, geceleri ses çıkarmadan, çalıntı saatlerde azıcık özgürlüğünü bile gıdım gıdım yaşarken, uyanırsa tedirginliğini bırakamadan.

Şikâyet etmemek için birçok açmazını, açmazlarını yutmaktan, akıl verilmemesi için birçok sorunu tek başına çözmeye uğraşmaktan, taşınma kararının ve yaşanan felaketlerin üzerine yüklediği ‘daha ne istiyorsun’ duygusundan dolayı sürekli dırdırlanmamak için kendini kandırmalarından…

Aklından geçen ama dillendiremediği olası çarelerden, bu çareleri söylediğinde duyacaklarını kaldıramayacağından en çok da vicdanından âlâ jandarma var mı? Gitmesini istemek beni canavar yapar mı diye sordu kadın kendine? Kalbinin ağrıması olağan bir şey mi?

………

 

Adam kapıyı çaldı, “Merhaba, bugün çok güzel görünüyorsun” dedi.  Soğuk baktı kadın. Ne önemi var bunun şimdi. İçini okusun istedi. Biri de anlatmadan anlasın istedi. Anlaşılma hali de başka bir yük aslında diye geçirdi aklından. Anlamazsa anlamasın dedi. Dedi ama anlasın da istedi. Anlıyorum,  haklısın diyor benzer yükleri yüklerken kadının omuzlarına; ben seni düşündüğüm için, seni sevdiğim için, sana kıyamadığım için… İçin de için…

Benim adıma karar vermesen diyor kadın. “İyi de diyor ben senin adına karar vermedim ki, sadece fikrimi söyledim.” Bir şeyi söylemenin kaç şekli vardır diyor kadın. Aynı kelimeyi kaç farklı mimik ve ses tonuyla söyleyebilirsin? “Peki” diyor adam. “Bir daha da bir şey söylemem sana.” Haa! Diyorsun ki, ya senin adına karar veririm ya da bir şey söylemem. Üslubumu düzelteyim yok seçenekler arasında. Asıl sana peki, diyor kadın. Huysuz kadın hanesine bir çentik daha yiyor. Adam gidiyor. Yaşadıklarını, yaşamadıklarını, yargılarını, vargılarını, sıcaklığını, dokunuşlarını da alıp gidiyor.

Anne kalıyor. Karanlığıyla, yaşayamadıklarıyla, yaşadıklarıyla, unuttuklarıyla, şefkatiyle…

Kadın, hafifliyor. Bir kişi eksildi…

Nursel Demir
Bursa